Yoksa verdiği diplomanın temsil ettiği bilgi, yetkinlik ve akademik dürüstlük mü?
Özellikle son yıllarda bu soruların üzerinde daha fazla durmamız gerekiyor.
Çünkü ülkemizde üniversite diplomasının itibarı ağır yaralar aldı.
Sahte diploma skandalları, akademik unvanlar etrafındaki tartışmalar, yükseköğretimde denetim ve hesap verebilirlik eksikliği, üniversitelerimize yönelik güveni ciddi biçimde sarstı.
Diploma, giderek bir yetkinliğin kanıtı olmaktan uzaklaştı.
İşte böylesi bir dönemde Lefke Avrupa Üniversitesi'nin (LAÜ) üç yıllık bir çalışmanın ardından uluslararası AQAS kalite güvence sürecini tamamlaması, üzerinde durulmayı hak ediyor.
Üstelik mesele Lefke'nin ötesinde.
Kıbrıs'ın kuzeyinde yükseköğretimin nasıl bir geleceğe sahip olacağıyla doğrudan ilgili.
Geçtiğimiz günlerde LAÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Ali Yükselen'le buluştum.
Bir saate yakın sohbet ettik.
Üniversiteyi gezdim.
Doğrusu etkilendim.
En fazla da yönetim anlayışından, kaliteye ilişkin yaklaşımından ve üniversitenin kendi ölçeğini tanımlama biçiminden...
Kalite, bir belge değil, yönetim kültürü
AQAS, Almanya merkezli uluslararası bir kalite güvence ve akreditasyon kuruluşu.
Üniversitelerin eğitim ve yönetim süreçlerini Avrupa Yükseköğretim Alanı'nın standartları çerçevesinde değerlendiriyor.
Ders programlarından akademisyenlerin seçimine, öğrenci kazanımlarından araştırma olanaklarına kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Bir bölüm neden açılıyor?
Öğretim üyeleri hangi ölçütlerle seçiliyor?
Eğitimin niteliği nasıl denetleniyor?
Eksiklikler nasıl gideriliyor?
Üniversite, bütün bu sorulara kurumsal ve denetlenebilir yanıtlar üretmek durumunda.
Rektör Yükselen'in anlattıklarından anladığım, üç yıllık sürecin en önemli kazanımı da bu.
Kalite, kişilerin iyi niyetine ya da yöneticilerin tercihlerine bırakılmıyor.
Kurallar, ölçütler ve sürekli iyileştirme mekanizmaları oluşturuluyor.
Elbette uluslararası akreditasyon, diplomaların her ülkede otomatik olarak tanınması anlamına gelmiyor. Ancak kurumun uluslararası akademik standartlarla değerlendirilmesi açısından önemli bir referans oluşturuyor.
23 üniversite çok fazla!
Sohbetimizde özellikle üzerinde durduğumuz konulardan biri de üniversite sayısıydı.
Küçücük bir coğrafyada 23 üniversite...
Bunun çok fazla olduğunu söyledim.
Rektör de bu değerlendirmeye katılıyor.
Ancak burada asıl önemli olan, geleceğe ilişkin öngörüsü.
Uluslararası kalite standartlarının yaygınlaşmasıyla birlikte üniversiteler arasındaki ayrışmanın derinleşeceğini düşünüyor.
Bana kendi iş aradığı yıllardan bir örnek verdi.
Gazetelerin sarı sayfalarındaki iş ilanlarına baktığı günleri anlattı.
Bazı işverenlerin, personel ararken mezun olunan üniversiteleri özellikle belirttiğini...
Yani diploma tek başına yeterli değildi.
O diplomayı hangi üniversiteden aldığınız da önemliydi.
Bugün de dünyanın pek çok yerinde üniversitelerin akademik itibarı, mezunların karşısına farklı fırsatlar ya da engeller çıkarabiliyor.
Yükselen'in işaret ettiği gelecek biraz da bu.
Kalite yönetimi ve uluslararası güvence sistemleri geliştikçe, her üniversitenin aynı akademik değeri temsil etmesi mümkün olmayacak.
Belirli standartların altında kalan kurumların öğrenci bulması, akademik kadro oluşturması ve uluslararası kabul görmesi giderek zorlaşabilir.
Hatta bir kısmı işlevsiz hale gelebilir.
Çünkü yükseköğretimimizin geleceği, üniversite sayısının sürekli artmasında değil, mevcut kurumların niteliğinin yükselmesinde.
Her beş öğrenciden biri Lefke'yi seçiyor
LAÜ, bir dönem yaklaşık 3 bin öğrencisi bulunan bir kurumken bugün 12 bin dolayında öğrencisi olan bir üniversiteye dönüşmüş.
Son beş yıldır bu büyüklük korunuyor.
Öğrencilerin yaklaşık yüzde 65'i Türkiye Cumhuriyeti, yüzde 25'i üçüncü ülke, yüzde 10'u ise Kıbrıs yurttaşı.
Yaklaşık 90 ülkeden öğrenci bulunuyor.
Rektörün verdiği bilgiye göre, son yıllarda Türkiye'den YKS ile adaya yerleşen her beş öğrenciden yaklaşık biri Lefke'yi tercih ediyor.
Bunlar dikkate değer rakamlar.
Ancak benim daha fazla önemsediğim, Yükselen'in büyüme konusundaki yaklaşımı.
Öğrenci sayısının sürekli artmasını başlı başına bir başarı ölçütü olarak görmüyor.
Lefke'nin kent ölçeğini, üniversitenin altyapısını ve akademik olanaklarını birlikte değerlendiriyor.
Bugünkü büyüklüğün hem Lefke'nin hem üniversitenin gerçekleriyle uyumlu olduğunu düşünüyor.
Bu önemli.
Çünkü yükseköğretimde büyüme ile gelişme aynı şey değil.
Kontrolsüz büyüme, akademik niteliği zayıflatabiliyor.
Rektör, son üç yıldır sınavsız öğrenci kabul etmediklerini de söylüyor.
Türkiye'den Kıbrıs'a gelen öğrenci sayısının yıllık 11 bin ile 15 bin arasında istikrarlı bir düzeye ulaşmasının, üniversitelere uluslararası öğrenci kabulünde daha seçici davranma olanağı sağlayacağını düşünüyor.
Aslında bütün mesele burada.
Üniversiteler öğrenci sayıları üzerinden rekabet ediyor.
Oysa asıl rekabet akademik nitelik üzerinden kurulmalı.
Herkesin koltuğunun altında iki karpuz var!
Üniversitenin ekonomisini de konuştuk.
Gelirleri giderlerini karşılıyor mu?
Borçları var mı?
Devlet katkısı olmadan ayakta kalabiliyor mu?
Yükselen, üniversitenin kendi ekonomik döngüsünü sürdürebildiğini anlatıyor.
Yurt yatırımları için alınmış krediler var. Bunlar yapılandırılmış ve yurt gelirleriyle ödeniyor.
Devlet katkısı da alıyorlar. Ancak rektörün verdiği bilgiye göre bu katkı, Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne sağlananın oldukça altında.
Yaklaşık 240 idari, 350 akademik çalışanları var.
Toplamda 600'e yakın kişi.
Yükselen'in ekonomik yönetim anlayışını anlatırken kullandığı ifade oldukça yalın: “LAÜ'de herkes ayağını yorganına göre uzatır.”
Personel yapısını konuşurken de ilginç bir benzetme yapıyor: “Bizde herkesin koltuğunun altında en az iki tane karpuz var.”
Örneğin kütüphane müdürü, öğrenci oryantasyonunda da görev alıyor.
Kuşkusuz bunun da bir sınırı olmalı.
Verimlilik ile çalışanların iş yükü ve hakları arasında denge kurulmalı.
Yine de anlatılan tablo, kaynakların kullanımında dikkatli bir yönetim anlayışına işaret ediyor.
Diş hekimliği, tıp ve akademik yeterlilik
Ülkemizde özellikle tıp ve diş hekimliği eğitiminin niteliği, hassasiyetle ele alınması gereken bir konu.
Çünkü bu fakültelerden mezun olan insanların yeterliliği doğrudan toplum sağlığıyla ilgili.
Rektöre, diş hekimliği eğitimine yönelik eleştirileri hatırlattım.
Yeterli hasta çeşitliliği var mı?
Öğrenciler yeterince klinik deneyim kazanabiliyor mu?
Yükselen, bu eleştirilere katılmıyor.
Öğrenci kabulünde seçici davrandıklarını anlatıyor.
Verdiği bilgiye göre, Diş Hekimliği Fakültesi'nin beş yıllık eğitim sürecindeki KKTC yurttaşı öğrenci sayısı toplam 13.
Klinik hizmetlerinin Lefke ve çevresine yayıldığını, Kıbrıs'ın güneyinden de hastalar geldiğini belirtiyor.
Üstelik uygun ücretlerle hizmet verdiklerini söylüyor.
Ancak akademik yeterliliğin öğrenci sayılarıyla ya da hasta başvurularıyla sınırlı biçimde değerlendirilemeyeceği açık.
Klinik uygulamalar, vaka çeşitliliği ve mezunların mesleki yetkinliği ölçülebilmeli.
LAÜ'nün tıp fakültesi de var.
Gerekli izinlerin alındığını, ancak henüz öğrenci kabul etmediklerini anlatıyor rektör.
Tıp eğitiminde üç yılı Lefke'de, üç yılı Türkiye'de tamamlanacak ortak diploma modelini değerlendiriyorlar.
Atatürk Üniversitesi ile görüşmeler yapılmış.
Henüz kesinleşmiş bir süreç değil.
Gemi kazasından denizcilik eğitimine
Rektörün geleceğe ilişkin projelerinden biri de Lefke'de bir denizcilik fakültesi kurulması.
Bu düşünceyi özellikle anlamlı buldum.
Hele de yaşadığımız gemi kazasının ardından...
Denizcilik güvenliğinin, teknik yeterliliğin, denetimin ve uzmanlaşmanın ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha gördük.
Bir ada ülkesinde yaşıyoruz.
Denizle çevriliyiz.
Ancak denizcilik kültürümüz, deniz ekonomimiz ve deniz bilimleri alanındaki akademik kapasitemiz son derece sınırlı.
Lefke'nin kıyı coğrafyasıyla ilişkilendirilecek nitelikli bir denizcilik fakültesi, doğru planlandığında önemli bir kazanım olabilir.
Üniversite ile siyaset arasındaki mesafe
Sohbetimizin sonunda siyaseti de konuştuk.
Çünkü LAÜ'nün mütevelli heyeti yapısı, siyasetle ilişkisinden bağımsız değil.
Rektöre doğrudan sordum:
Üniversitenin mütevelli heyetinin siyasal atamalarla oluşması doğru mu?
Yükselen, bunun ülkenin mevcut gerçeği olduğunu düşünüyor.
Siyasetle kurulan ilişkilerin üniversiteye destek sağlama bakımından avantajları olabileceğini söylüyor.
Ancak hangi siyasi partiden olunduğundan çok, göreve getirilen insanların niteliğini önemsiyor.
Farklı siyasi dönemlerde, farklı partilerle çalıştığını anlatıyor.
Sürekli çatışmanın kurumu nasıl yıpratabileceğini de şu sözlerle açıklıyor: “Enerjinizin ciddi bir bölümünü o işlere, o didişmelere harcadığınız zaman iş yapacak hâliniz kalmaz.”
Bu sözler, üniversite yönetiminin gündelik gerçekliğini anlatıyor.
Ancak benim bu konuda daha farklı bir hassasiyetim var.
Üniversitelerin akademik özerkliği, siyasal ilişkilerin niteliğine ya da yöneticilerin kişisel becerilerine bağlı olmamalı.
Kurumsal güvenceye dayanmalı.
Bir üniversitenin yöneticisi, herhangi bir siyasi otoriteye karşı akademik ilkelerini savunabilmeli.
Uluslararası kalite güvence sistemlerinin önemi burada da ortaya çıkıyor.
Asıl mesele diplomanın neyi temsil ettiği
Lefke'den ayrılırken aklımda en fazla kalan düşünce buydu.
Biz yıllardır üniversitelerimizin kaç öğrencisi olduğunu konuşuyoruz.
Kaç ülkeden öğrenci geldiğini...
Ekonomiye ne kadar katkı yaptıklarını...
Kaç fakülte açıldığını...
Oysa çok daha temel sorularımız olmalı.
Bu üniversiteler ne kadar bilgi üretiyor?
Ne kadar araştırma yapıyor?
Akademik kadroları hangi standartlarla oluşturuluyor?
Öğrenciler mezun olduklarında gerçekten hangi yetkinlikleri kazanıyor?
Sahte diploma skandallarının yarattığı toplumsal tahribatı, yalnızca adli soruşturmalarla gidermek mümkün değil.
Bağımsız denetim, akademik liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik gerekiyor.
Lefke Avrupa Üniversitesi'nin üç yıllık kalite güvence çalışmasını bu nedenle önemli buluyorum.
Daha fazla diploma değil, daha itibarlı diploma.
Daha fazla üniversite değil, daha nitelikli üniversite.



Bu yazı toplam 34 defa okunmuştur.