Dava geçtiğimiz perşembe günü sonuçlandı. Üç yıldır gidip geldiğim mahkeme koridorlarının hikayesi, en azından hukuken, sona erdi. Eski eşim altı ay hapis cezası aldı.
Sonra bir arkadaşım bana yaz dedi. Yine ” prim yapıyor derler diye yazmadım” dedim. “Bu toplumun ne dediğinin ne önemi var?” dedi. “Onca yıl kimse sana ‘Bu kız nasıl?’ diye sordu mu? Üç yıl boyunca mahkeme mahkeme dolaşırken, işinden izin alırken, korkarken, gerilirken kimse senin yerine yaşadı mı bunları? Şimdi neden onların ne diyeceğini düşünüyorsun?”
Kararımı değiştiren onun bu cümleleri oldu. Çünkü haklıydı. Benim hayatımı onlar yaşamadı. Ben yaşadım. Yıllarca şiddet gördüm.
Şiddetten kurtulmaya çalışırken yalnızca bana şiddet uygulayan kişiyle mücadele etmedim. Beni koruması gereken kurumların kapılarını da çaldım. Bazı kapılar açıldı, bazıları kapandı. Bazen yardım beklediğim yerde kendimi daha da yalnız hissettim.
Bazen “Geri dön” dendi. Bazen “Vazgeç.” Bazen de “Bu davanın peşinden daha ne kadar koşacaksın?” diye soruldu. Üstelik bunları söyleyenlerin hepsi kadındı…
Belki onlar da kendilerine öğretilen hayatta kalma biçimini bana öğretiyorlardı. Sabretmeyi. İdare etmeyi. Yuvayı korumayı. Çok konuşmamayı. El alemin ne diyeceğini düşünmeyi.
Ama benim artık korumam gereken bir yuva değil, kendimdim. Ve bunu anlamak, hayatımda verdiğim en zor kararlardan biriydi. Çünkü insan bazen kendisini korumayı öğrenene kadar, başkalarını memnun etmeyi hayatının görevi sanıyor.
Ataerkillik de her zaman karşımıza öfkeli bir erkek olarak çıkmıyor. Bazen kravat takıyor. Bazen topuklu ayakkabı giyiyor. Bazen bir kurumun makamında oturuyor. Bazen bir dosyanın arasında kayboluyor. Bazen de bir kadının yaşadıklarından daha önemli görülen başka siyasi hesapların, üç tane oy kaygısının içinde kendini gösteriyor.
Bunu görmek kolay değildi. Çünkü insan, kendisini korumasını beklediği yerlerde de yalnız kalabileceğini kabul etmek istemiyor.
Son saldırının ardından şikayetçi oldum. Sonrası üç yıl… Üç yıl boyunca her duruşma günü yaklaşırken aynı gerginliği yaşadım. İşimden izin almak zorunda kaldım. Hayatım aksadı. Mahkeme günleri yaklaştıkça içimde aynı sıkışma başladı. Tehditler duydum. Vazgeçmem söylendi. Yoruldum. Korktum. Ama vazgeçmedim.
Mahkeme koridorlarına alıştım. İnsan adalet ararken mahkeme koridorlarına alışmamalı aslında. Bir kadının hayatını yeniden kurabilmek için yıllarca mahkeme salonlarında bulunmak zorunda kalması normal olmamalı.
Dava bitti. Eski eşim altı ay hapis cezası aldı. Bu karar on sekiz yılı geri getirmiyor. Bana yaşayamadığım yılları, kayıplarımı vermiyor. Bütün yaralarımı bir anda kapatmıyor. Ama ben üç yıl boyunca neden orada durduğumu biliyorum.
Kendim için. Kendi hayatım için. Kendi sesim için. Ve belki benden sonra gelecek bir kadın, “Ben de yalnız değilim” diyebilsin diye.
Dava sonuçlandıktan sonra bana gelen mesajlar da bu yazıyı yazmakta ne kadar doğru bir karar verdiğimi hissettirdi. Kadınlar yazdı. “Senin direncin bana güç verdi.” “Bize yol açtın.” “Senin vazgeçmediğini görmek bana umut oldu.”






