Eski Lefkoşa’da surlar içinde yer alan lokantasının giriş kapısının yanında kocaman bir Yunan bayrağı dalgalanırdı.
İçeride bir duvarda asılı duran panoda büyük puntolarla “İyi Türk Ölü Türk’tür” yazardı.
Yıllarca yayınladığı dergisinin başlığı “Enosis” idi. Alt başlığında ise bazen “Taş Yemeye Razıyız, Yeter ki Enosis Olsun”, bazen de “Enosis Olsun ve Varsın Kanımız Aksın” yazılıydı.
Ulu orta ortamlarda kocaman bir Yunan bayrağı ve Enosis pankartıyla yürür, kendince protesto hareketlerinde bulunurdu.
Aslında “taş” filan yediği yoktu. İyi para kazanırdı.
Helen ulusunu her şeyden üstün görürdü. Anarko-Milliyetçi bir söylem tutturmuştu ve bu söylem özellikle orta sınıf ailelerin apolitik çocuklarına çekici gelirdi. Onun hüsnü kuruntularıyla saçmalıklarını “otantik ve sahici” bulurlardı. Apolitik tüketim gençliği kendinde olmayan meziyetleri onda görürdü.
Lokantasının kerpiç duvarlarla örülmüş avlusunun kenarlarında ağaçlar vardı. Özellikle yaz akşamları insanlar bu avluda oturmak için can atarlardı. Lokantası çok popülerdi. Gerçekten de çok iyi suvlaki yapardı.
Adını “Egeo” koymuştu. Yani, Ege. Yunanistan’dan adayı ziyarete gelen Yunanlılar mutlaka onun mekanına uğrarlardı. Aralarında ünlü isimler de vardı. Kıbrıslı Rumların “haline” üzülen Yunanlı sanatçılar mutlaka oraya giderlerdi ve karşılarında “gerçek bir Helen” bulduklarını söylerlerdi
Türlerden ve Kıbrıslı Türklerden nefret ederdi. Federal çözüm yanlısı Kıbrıslı Rumlardan da... Onları “Yunanca konuşan Türkler” olarak adlandırırdı.
Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin “bir maskaralık” olduğunu söyler, “esas olan Helen Ulusudur” derdi. Kıbrıslı Rumların çoğunu Enosis hilafına kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yamalanan ve sırtını Enosise dönen “Neo-Kıbrıslı asalaklar” olarak tanımlardı. Yine de en iyi müşterileri onlardı.
Nedense, onlara küfür eden bu adamın mekanına gitmekten hoşlanırlardı. Herhalde onun gibi “fedakar yurtsever” olmadıkları için biraz suçluluk duyarlardı. Özellikle pahalı kıyafetler giyen apolitik gençler onun etrafında toplanıp Kıbrıslı Rumların nasıl “ihanete uğradıklarını” dinlemekten özel bir zevk alırlardı.
“İyi Türk Ölü Türk’tür”
1988 yılında bir panelde konuşma yapmak üzere yurt dışından Lefkoşa’ya gittiğimde, ilerici Kıbrıslı Rum arkadaşlarım beni o lokantaya gitmemek için tembihlemişlerdi. Fakat, ben oraya gitmeyi özellikle istiyordum.
Bir arkadaşımla birlikte lokantasına ilk defa adım attığında “İyi Türk Ölü Türk’tür” yazılı panoya rastladım. Sesimi çıkarmadan bir masaya oturdum. Siparişlerimizi almak üzere geldiğinde kendisine bu sloganın Hitler Almanya’sında “İyi Yahudi Ölü Yahudi’dir” sloganını çağrıştırdığını ve utanması gerektiğini söyledim. Fakat o utanma bilmezdi. Karpaz göçmeniydi ve bir “madun küstahlığıyla” Türklere karşı hınç duymayı kendine hak bilirdi. Sonra, o iğrenç panonun kaldırıldığını öğrendim. Belli ki, benim gibi başkalarından da zılgıt yemişti.
O zamanlar beni tanımıyordu. O tarihlerde beni zaten çok az kişi tanırdı. Kendisine Yunanca dilinde konuşmuştum ve büyük bir ihtimalle beni “milli bilinci zayıf” Kıbrıslı Rumlardan biri sanmıştı.






