Lefkoşa 36°USD48,66EUR56,49GBP65,92GRAM ALTIN6.784,88 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Ben Senin İçin “Geberdi” Demeyeceğim!

Geçtiğimiz günlerde nevi şahsına münhasır bir kişi öldü. Kendisi yazar, dergici ve yayıncıydı. Ayrıca, lokanta sahibiydi. Bir yayın evi,...

3 dakika okumaHaber: Niyazi Kızılyürek
Paylaş
Ben Senin İçin “Geberdi” Demeyeceğim!

Eski Lefkoşa’da surlar içinde yer alan lokantasının giriş kapısının yanında kocaman bir Yunan bayrağı dalgalanırdı.

İçeride bir duvarda asılı duran panoda büyük puntolarla “İyi Türk Ölü Türk’tür” yazardı.

Yıllarca yayınladığı dergisinin başlığı “Enosis” idi. Alt başlığında ise bazen “Taş Yemeye Razıyız, Yeter ki Enosis Olsun”, bazen de “Enosis Olsun ve Varsın  Kanımız Aksın” yazılıydı.

Ulu orta ortamlarda kocaman bir Yunan bayrağı ve Enosis pankartıyla yürür, kendince protesto hareketlerinde bulunurdu.

Aslında “taş” filan yediği yoktu. İyi para kazanırdı.

Helen ulusunu her şeyden üstün görürdü. Anarko-Milliyetçi bir söylem tutturmuştu ve bu söylem özellikle orta sınıf ailelerin apolitik çocuklarına çekici gelirdi. Onun hüsnü kuruntularıyla saçmalıklarını “otantik ve sahici” bulurlardı. Apolitik tüketim gençliği kendinde olmayan meziyetleri onda görürdü.

Lokantasının kerpiç duvarlarla örülmüş avlusunun kenarlarında ağaçlar vardı.  Özellikle yaz akşamları insanlar bu avluda oturmak için can atarlardı. Lokantası çok popülerdi. Gerçekten de çok iyi suvlaki yapardı.

Adını “Egeo” koymuştu. Yani, Ege. Yunanistan’dan adayı ziyarete gelen Yunanlılar mutlaka onun mekanına uğrarlardı. Aralarında ünlü isimler de vardı. Kıbrıslı Rumların “haline” üzülen Yunanlı sanatçılar mutlaka oraya giderlerdi ve karşılarında “gerçek bir Helen” bulduklarını söylerlerdi

Türlerden ve Kıbrıslı Türklerden nefret ederdi. Federal çözüm yanlısı Kıbrıslı Rumlardan da...  Onları “Yunanca konuşan Türkler” olarak adlandırırdı.

Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin “bir maskaralık” olduğunu söyler, “esas olan Helen Ulusudur” derdi. Kıbrıslı Rumların çoğunu Enosis hilafına kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yamalanan ve sırtını Enosise dönen “Neo-Kıbrıslı asalaklar” olarak tanımlardı. Yine de en iyi müşterileri onlardı.

Nedense, onlara küfür eden bu adamın mekanına gitmekten hoşlanırlardı. Herhalde onun gibi “fedakar yurtsever” olmadıkları için biraz suçluluk duyarlardı. Özellikle pahalı kıyafetler giyen apolitik gençler onun etrafında toplanıp Kıbrıslı Rumların nasıl “ihanete uğradıklarını” dinlemekten özel bir zevk alırlardı.

“İyi Türk Ölü Türk’tür”

1988 yılında bir panelde konuşma yapmak üzere yurt dışından Lefkoşa’ya gittiğimde, ilerici Kıbrıslı Rum arkadaşlarım beni o lokantaya gitmemek için tembihlemişlerdi. Fakat, ben oraya gitmeyi özellikle istiyordum. 

Bir arkadaşımla birlikte lokantasına ilk defa adım attığında “İyi Türk Ölü Türk’tür” yazılı panoya rastladım. Sesimi çıkarmadan bir masaya oturdum. Siparişlerimizi almak üzere geldiğinde kendisine bu sloganın Hitler Almanya’sında “İyi Yahudi Ölü Yahudi’dir” sloganını çağrıştırdığını ve utanması gerektiğini söyledim. Fakat o utanma bilmezdi. Karpaz göçmeniydi ve bir “madun küstahlığıyla” Türklere karşı hınç duymayı kendine hak bilirdi. Sonra, o iğrenç panonun kaldırıldığını öğrendim. Belli ki, benim gibi başkalarından da zılgıt yemişti.

O zamanlar beni tanımıyordu. O tarihlerde beni zaten çok az kişi tanırdı. Kendisine Yunanca dilinde konuşmuştum ve büyük bir ihtimalle beni “milli bilinci zayıf” Kıbrıslı Rumlardan biri sanmıştı.

1990 yılında  Oliki Kipros (Bütün Kıbrıs) adlı kitabım Yunanca olarak yayınlanınca kim olduğumu öğrendi ve bana musallat olmaya başladı. 1993 yılında Panikos ile çektiğimiz Duvarımız adlı belgeselin “Türk propagandası” olduğunu söylerdi ve bizimle alay ederdi.

Alay etmeyi iyi bilirdi.

1995 yılında Kıbrıs Üniversitesi’nde öğretim üyesi olduğumda, Enosis adlı dergisinin kapağında tiril tiril titreyen genç bir kız öğrenci resmediliyordu. Öğrenci, korku ve panik içinde “Üniversiteye Kızılyürek Geliyor!” diye haykırıyordu.

Bu türden “esprilerin” arkası hiç kesilmedi. Aylık dergisinde mutlaka beni de “onurlandırırdı.”

“Denktaş’ı Yunan Bayraklarıyla Gömeceğiz!”

 Beni artık iyi tanıyordu. Bir gün Panikos’u da yanıma alarak lokantasına gittik. Doğrusu, amacım onu provoke etmekti. Bizi her lokanta sahibinin karşıladığı gibi karşıladı ve bize servis açtı. Fakat kendini tutamadı ve saydırmaya başladı. Duvarımız belgeselinin “Türk propagandası olduğunu” söylüyor ve daha çok Panikos’a yükleniyordu. “Vatansız” olduğunu ve “vatana ihanet ettiğini” söylüyordu. Birden bire lafı Rauf Denktaş’a getirdi ve “Allahtan Denktaş var. Yoksa, siz hainler Helenizm’i satmaya çoktan razısınız. Denktaş’ın katı tutumu olmasa, siz Helenizm’in bu kutsal topraklarında çoktan federasyon kurmuştunuz. Denktaş sağ olsun! Onu Yunan bayraklarıyla gömmeliyiz.”

Bunun üzerine Panikos, “sanırım Denktaş da seni Türk bayraklarıyla gömecek. Sabah akşam Enosis diyerek Denktaş’a büyük hizmetlerde bulunuyorsun” dedi.

Kanımca, bu sohbette söylenenler, azgın milliyetçilerin birbirlerini nasıl beslediklerinin en güzel örneklerinden biridir.

“Geberdi, Cehenneme Gitti!”

Onun dünyasında iyi Türk yoktu! Ölen bir Kıbrıslı Türk’ün ardından “Geberdi, Cehenneme Gitti” diyebilecek kadar nefret doluydu. Sadece Kıbrıslı Türklere karşı değil, Dimitris Hristofyas öldüğünde “Cehenneme Git” diyebilmişti.

Fakat, ben her şeye rağmen o öldüğünde onun için “Geberdi, Cehenneme Gitti” demem. Dinince dinlensin derim.

Ayrıca, ailesine ve onu sevenlere başsağlığı dilerim.

Fakat, Kültür Bakanı Yardımcısının onun ölümünün ardından resmi açıklama yapmasını anlayamıyorum. Öyle birini “sahici bir yurtsever” olarak anmak olsa olsa Kıbrıs Cumhuriyeti müesses nizamının içine düştüğü acıklı durumu anlatır!

Evet, Vasos Ftohopulos, ben senin için “Geberdi” demeyeceğim!

Bu yazı toplam 599 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler