Lefkoşa 28°USD49,40 ₺▲EUR55,65 ₺▼GBP65,40 ₺▼GRAM ALTIN6.644,78 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Bazı sonlar, başlangıçların kılığına girer

Son dönemde farkındaysanız, ekim ayıyla birlikte usul usul gelen o tanıdık atmosfer, içimde her yıl aynı taze heyecanı uyandırır.

3 dakika okumaHaber: YENİDÜZEN
Paylaş
Bazı sonlar, başlangıçların kılığına girer

A+

A-

Son dönemde farkındaysanız, ekim ayıyla birlikte usul usul gelen o tanıdık atmosfer, içimde her yıl aynı taze heyecanı uyandırır.

Çünkü ekim, benim için daima yeni başlangıçların ayıdır. Hayatımda “yeniden başlayacağım” dediğim, radikal kararlar alıp direksiyonu başka bir yöne kırdığım dönemeçler nedense hep ekime denk gelmiştir. Bu yüzden ekim, benim için sarsılmaz bir uğurdur.

Kimine göre yaprak dökümüdür bu ay; hazan, kırık bir aşk ya da kaçınılmaz bir mutsuzluk…

Oysa benim için ekim, yeniden başlamayı ifade eder. Yeniden başlamak ise; her şeyden önce, umut etmeyi seçmektir.

Dünya, kusursuz döngülerin ritmiyle döner. İnsan zihni dışarıda gördüğü değişimi kendi iç dünyasının aynası kılmaya meyillidir.

Oysa doğanın bize anlattığı daha kadim bir hakikat vardır: Hiçbir değişim yalnızca kayıp değildir. Her son, içinde başka bir başlangıcın imkânını taşır.

Albert Camus’nün “Kışın ortasında, nihayet içimde yenilmeyen bir yaz olduğunu öğrendim” cümlesi de bunu anlatır. Mevsimler değişir; fakat insanın içinde koruyabildiği o yaz, onu ayakta tutar.

Öyle değil mi?

Ben bu yüzden sararanlara değil, dönüşene bakıyorum. Kaybettiklerimin hesabını tutmak yerine, onların açtığı yeni alana bakıyorum. Çünkü dökülen her şey eksilmek değildir; bazen insanın fazlalıklarından kurtulup kendi özüne dönmesidir.

Antik Yunan felsefesindeki Kairos, hayatın yön değiştirdiği o nitelikli eşiği, kırılma noktasını, dönüşüm için doğru ânı ifade eder.

Hatta geçen haftada vurguladığım Nietzsche’nin Amor Fati anlayışı ise; hayatın getirdiklerini kabullenerek onlarla birlikte ilerlemeyi öğretir. Belki de mesele, başımıza gelenleri değiştirmekten önce onlarla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilmektir.

Bırakabilmek bu yüzden önemlidir. Artık bize hizmet etmeyen düşünceleri, alışkanlıkları, korkuları ve geçmişin yüklerini serbest bırakmak bir vazgeçiş değil; kendimize yeniden yer açmaktır.

Nazım Hikmet’in dizesinde vurguladığı gibi:

“En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız.”

Çünkü inancı korumak yalnızca bir duygu değil, bir irade meselesidir. İnsan her zaman koşulları değiştiremez; fakat bakışını değiştirebilir.

Belki de bunun bir başka yolu da kendimize her yıl yeni bir hedef koyabilmek.

Ben kendi şahsım adına bunu yapmaya çalışıyorum. Kimi zaman uzun vadeli, kimi zaman kısa süreli hedefler belirliyorum.

Ama dönüp geriye baktığımda, her yıl kendime küçük ya da büyük mutlaka bir şey katmaya çalışıyorum.

Bu yıl da işimin yanında okul serüvenim devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda master telaşındayken, son bir buçuk yıldır doktora sürecinin içinde yoğruluyorum. Aralık ayında gireceğim doktora yeterlilik sınavı nedeniyle bu ekim, heyecanın ve stresin iyiden iyiye doruğa çıktığı bir dönem benim için. Ama bir taraftan da biliyorum ki bu telaş, yeni hayallerin ve yeni heyecanların kapısını aralayacak.

Belki de hayat tam olarak böyle ilerliyor. Kendimize, kendi sınırlarımız ve imkânlarımız ölçüsünde hedefler koymalıyız. Bizi zorlayan, zaman zaman strese sokan ama aynı zamanda büyüten hedefler…

Ve her yıl dönüp kendimize şunu söyleyebilmeliyiz: “Bu yıl bunu başardım.” Ya da “Yarım kaldı, yeniden deneyeceğim.” Hatta bazen “Olmadı ama vazgeçmedim.”

Bence asıl mesele de tam olarak bu: Her yıl kendimize bir adım daha ekleyebilmek.

Şu an fonda çalan Frank Sinatra’nın Autumn Leaves şarkısında süzülen yapraklar, bana geçmişe duyulan hüzünden çok, hayatın kendi düzeni içindeki o asil vedayı hatırlatıyor.

Her veda yenilgi değildir. Bazı şeylerin sona ermesine izin vermek, hayatın devamına duyulan güvenin başka bir biçimidir.

Geçmiş bize kim olduğumuzu anlatabilir; fakat bundan sonra kim olacağımızı belirlemek zorunda değildir. Gelişmek yalnızca daha fazlasını eklemek değil, miadı dolanları geride bırakma cesaretini de gösterebilmektir.

Belki de insanın yapması gereken tam olarak budur: Köklerini derinleştirirken gözlerini gökyüzünden ayırmamak. Geçmişe hakkını teslim etmek ama geleceğin önüne geçmesine izin vermemek. Biteni kabullenmek, başlayana cesaret etmek ve henüz görünmeyene inanmak…

İşte ekim benim için tam olarak budur.

Çünkü bazı sonlar, başlangıçların kılığına girer. Biz onları yalnızca kayıp sandığımız için içlerinde saklı olan ihtimali göremeyiz. Oysa bazen kapanan bir kapı, insanın kendine açtığı en geniş penceredir.

Ekim de tam bunu fısıldar insana: Dökülen ne varsa bırak, köklerini sağlamlaştır, başını gökyüzüne kaldır ve yeniden başlamak için kendine izin ver.

Dilerim hepimiz için yeni başlangıçlarımız uğurlu, yollarımız açık, cesaretimiz diri ve umudumuz daim olsun. Ve ne olursa olsun, içimizdeki o yenilmeyen yazı koruyalım.

Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin sağlıkla ve hoşça kalın…

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler