İnsanın doğa ile olan ilişkisi; duygusal, davranışsal ve zihinsel bütünlüğünü doğrudan etkiler.
Baharın gelişi ile uykusundan uyanan doğa gibi oluruz. Tomurcukların dünyaya merhaba deyişi gibi, umutlar, istekler, beklentiler diz boyu olur ve yüreğin atışına hız verir.
Baharı severiz bu nedenle. Polenler astım hastalarını, alerjik bünyeleri rahatsız etse de kaçınılmaz bir sevinç yaşarız, doğa ananın uyanışı ile.
Kış mevsiminin içine kapanık, nemli havası; yas duygumuzu, çöküntüyü ve kaçma arzumuzu teşvik eder. Rengarenk ülkemizde, kış mevsimi renkleri solduracak kadar kuvvetli gelmese de bizler yaşadığımız kısacık sonbahardan aldığımız hüznü, içimize kapanacak malzeme yapmaya hazır oluruz.
Kendimizi neşeye, rahatlığa, umarsızlığa bıraktığımız yaz mevsimi arada bir gözünü kırpsa da şimdi mevsim sonbahar. Atilla İlhan’ın dediği gibi “oysa ben akşam olmuşum/yapraklarım dökülüyor usul usul/adım sonbahar…”
Duygusal yoğunluk yükselir. İçerideki “ben” canlanıverir. En güzel şiirler yazılacak bu mevsimde. İçerideki duyarlılık dışarıya taşacak. Çünkü adı sonbahar.
Sonbahar bütün mevsimler içinde, en duyarlı, içten ve marifetli olandır. Dışavurumunda hassas insanlar için özellikle. Sadece şiirler daha güzel olmaz. Aşk daha derinden yaşanır mesela. Yaz aşkları gibi hızlı ve tüketici olmaz. Sevdalar bu mevsimde içeri yerleşmek ister.
Sadece sevdalar mı?
Ruhsal acılarımız da depreşir. Kayıplarımız aklımıza daha çok gelir. İçerimize kaçma arzumuza yenik düşersek, doğa bu noktada bize el verir.
Bazılarımızda depresif çöküntülerin artması bundandır.
Umutsuzluğun mevsimidir, son bahar. Acının, kederin.






