Lefkoşa 38°USD47,74EUR55,25GBP64,48GRAM ALTIN6.660,55 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Ayırımcılığa Son Vermek İyi Bir Güven Artırıcı Önlemdir!

Kıbrıs Rum makamları ve kurumları tarafından ayırımcılığa uğrayan Kıbrıslı Türklerin hikayesi insanın içini burkuyor. Gün geçmiyor ki...

3 dakika okumaHaber: Niyazi Kızılyürek
Paylaş
Ayırımcılığa Son Vermek İyi Bir Güven Artırıcı Önlemdir!

Beş yıllık Avrupa parlamenterliği dönemimde bu tür sorunlarla uğraşıp durduğum için yaşanan sıkıntıları birinci elden biliyorum. Banka hesabı açamayan, çalışma hayatından dışlanan, vatandaşlık konusunda mağdur edilen Kıbrıslı Türklerin sorunlarını hem AB makamlarının hem de Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının gündemine taşıdım ama kalıcı sonuçlar alamadım.

Özellikle, Türkçe dili ilgili girişimlerim Kıbrıs Rum makamlarının duvarına çarptı.

Bu konuları Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile de bizzat görüştüm. Ayrıca, AKEL aracılığıyla kendisine bir mektup ulaştırdık ve Kıbrıslı Türklere dönük yapılabilecek açılımları sıraladık. Fakat hiçbir şey değişmedi, ya da çok az şey değişti diyelim.

BM’nin Irkçı Ayırımcılığı Ortadan Kaldırma Komitesinin Kıbrıs Raporu

Kıbrıslı Türklerin mağduriyeti artık uluslararası kurumların da dikkatini çekiyor. Örneğin, Birleşmiş Milletlerin Irkçı Ayırımcılığı Ortadan Kaldırma Komitesi tarafından geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanan raporda Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklere, göçmenlere, mültecilere, yabancı işçilere, özellikle de Müslüman işçilere karşı ırkçı ayırımcılık uygulandığı belirtiliyor.

Raporda, nefret söyleminin yaygın olduğu ifade ediliyor ve bazı milletvekillerinin ırkçı nefret söylemini “siyasi bir araç” olarak kullandıklarından bahsediliyor.

Raporun 16-17 Nisan günlerinde BM’de görüşülmesi esnasında çok önemli noktalara dikkat çekilerek, Kıbrıslı Rum yetkililerden ivedilikle önlem almaları talep edildi. Örneğin, karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık almakta çok zorlandıkları, bunun, Kıbrıslı Rumlara kıyasla Kıbrıslı Türkler aleyhine ciddi bir ayrımcılık olduğu vurgulandı.

Raporda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin nefret söylemine karşı aldığı önlemelere de yer veriliyor ama bu önlemlerin yetersiz olduğu ifade ediliyor. Kitle iletişim araçlarında, sosyal medyada, internet ortamında ve özellikle futbol maçlarında nefret söylemlerine karşı alınan önlemlerin oldukça yetersiz olduğu belirtiliyor.

Gerçekten de sosyal medyada ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi, seksist söylemler ve Kıbrıslı Türklere karşı önyargılı göndermeler yaygındır. Zaman zaman şahsen ben de bu nefret söylemlerinden payımı alıyorum.

Kıbrıs Rum makamları bu suçlamalar karşısında, özellikle karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık haklarının ihlal edilmesi konusunda “Türk işgalini” ileri sürüyor. Nitekim, BM’nin raporu görüşüldüğünde Kıbrıslı Rum yetkililer bol bol işgalden söz ettiler.

Fakat, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, nefret söylemi ve Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşı Kıbrıslı Türklerin haklarının ihlal edilmesini işgal olgusuyla izah etmek kimseye inandırıcı gelmiyor. Hele, söz konusu devletin resmi dillerinden biri olan Türkçe konusunda sergilenen ayırımcılığın işgal ile ne ilgisi olabilir?     

Dil Ayırımcılığı En Kötüsü!

BM raporunda Kıbrıslı Türklerin dil konusunda ciddi ayırımcılıkla karşı karşıya kaldıkları ifade ediliyor. Kanımca, bu fevkalade önemli bir meseledir. Raporda da belirtildiği gibi, Türkçenin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dili olmasına karşın eğitim sisteminde ve kamu hizmetlerinde bu dile yer verilmiyor. Bu durum Kıbrıslı Türklerin yaşamın bütün alanlarında ayırımcılığa uğramalarına yol açıyor. Örneğin, sınavların sadece Yunanca yapılması Kıbrıslı Türklerin çalışma yaşamına katılması önünde ciddi bir engeldir.

Sadece iş hayatında değil, toplumsal yaşamın diğer alanlarında da örneğin kültür, spor ve yargı alanlarında da Kıbrıslı Türkler mağdur diliyor. Kıbrıs Anayasasında açıkça belirtilmiş olmasına karşın mahkemelerde Türkçeye yer verilmiyor. 

Bu konuyu defalarca gündeme getiren biri olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerinin hiçbir önlem almadıklarını, almak istemediklerini yaşayarak gördüm.

Türkçenin Avrupa Birliği’nin çalışma dillerinden biri olmasını ısrarla önerdiğim halde bu konuda en küçük bir adım atılmadı. Benzer biçimde, gündelik yaşamda Kıbrıslı Türklerin Türkçe dilinde hizmet verip hizmet almalarının önü açılmıyor.

Oysa, Kıbrıslı Türklerin istihdam, eğitim, kültür-sanat ve spor alanlarında kendilerine yer bulmaları sadece ırkçı ayırımcılığı ortadan kaldırmada değil, iki toplumun üyelerinin kaynaşması açısından da fevkalade önemlidir. Çok-dilliliğin gündelik yaşamda ve kurumlarda görünür olmasının yakınlaşma politikası bakımından bambaşka bir anlamı vardır.

Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sağlık sektöründe Kıbrıslı Türk doktorlar çalışmıyorsa, kamu sektöründe Kıbrıslı Türk memurlar yoksa, spor ve kültür alanlarında Kıbrıslı Türkler kendilerine yer bulamıyorsa, banka hesapları açılmıyorsa, bunun esas müsebbibi Kıbrıs Cumhuriyeti devletine hakim olan zihniyettir. Bu konularda önlem almak “karşılıklılık” ilesine tabi değildir.

Bu uygulamaların iki toplum arasındaki uçurumu derinleştirdiğini ve ülkenin birleşmesini zorlaştırdığını sıradan bir sosyoloji öğrencisi bile bilir.

Bunda ısrar etmenin anlamı nedir? Nasıl bir mesaj verilmek isteniyor?

“Siz o tarafa, biz bu tarafa mı?”

Bitirirken bir hatırlatma yapalım: Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olurken imzalanan protokollerde üyelikten Kıbrıs’ın bütün yurttaşlarının yararlanması gerektiğine vurgu yapılıyordu.

Unutuldu mu?

Bu yazı toplam 398 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler