Beş yıllık Avrupa parlamenterliği dönemimde bu tür sorunlarla uğraşıp durduğum için yaşanan sıkıntıları birinci elden biliyorum. Banka hesabı açamayan, çalışma hayatından dışlanan, vatandaşlık konusunda mağdur edilen Kıbrıslı Türklerin sorunlarını hem AB makamlarının hem de Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının gündemine taşıdım ama kalıcı sonuçlar alamadım.
Özellikle, Türkçe dili ilgili girişimlerim Kıbrıs Rum makamlarının duvarına çarptı.
Bu konuları Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile de bizzat görüştüm. Ayrıca, AKEL aracılığıyla kendisine bir mektup ulaştırdık ve Kıbrıslı Türklere dönük yapılabilecek açılımları sıraladık. Fakat hiçbir şey değişmedi, ya da çok az şey değişti diyelim.
BM’nin Irkçı Ayırımcılığı Ortadan Kaldırma Komitesinin Kıbrıs Raporu
Kıbrıslı Türklerin mağduriyeti artık uluslararası kurumların da dikkatini çekiyor. Örneğin, Birleşmiş Milletlerin Irkçı Ayırımcılığı Ortadan Kaldırma Komitesi tarafından geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanan raporda Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklere, göçmenlere, mültecilere, yabancı işçilere, özellikle de Müslüman işçilere karşı ırkçı ayırımcılık uygulandığı belirtiliyor.
Raporda, nefret söyleminin yaygın olduğu ifade ediliyor ve bazı milletvekillerinin ırkçı nefret söylemini “siyasi bir araç” olarak kullandıklarından bahsediliyor.
Raporun 16-17 Nisan günlerinde BM’de görüşülmesi esnasında çok önemli noktalara dikkat çekilerek, Kıbrıslı Rum yetkililerden ivedilikle önlem almaları talep edildi. Örneğin, karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık almakta çok zorlandıkları, bunun, Kıbrıslı Rumlara kıyasla Kıbrıslı Türkler aleyhine ciddi bir ayrımcılık olduğu vurgulandı.
Raporda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin nefret söylemine karşı aldığı önlemelere de yer veriliyor ama bu önlemlerin yetersiz olduğu ifade ediliyor. Kitle iletişim araçlarında, sosyal medyada, internet ortamında ve özellikle futbol maçlarında nefret söylemlerine karşı alınan önlemlerin oldukça yetersiz olduğu belirtiliyor.
Gerçekten de sosyal medyada ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi, seksist söylemler ve Kıbrıslı Türklere karşı önyargılı göndermeler yaygındır. Zaman zaman şahsen ben de bu nefret söylemlerinden payımı alıyorum.
Kıbrıs Rum makamları bu suçlamalar karşısında, özellikle karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık haklarının ihlal edilmesi konusunda “Türk işgalini” ileri sürüyor. Nitekim, BM’nin raporu görüşüldüğünde Kıbrıslı Rum yetkililer bol bol işgalden söz ettiler.
Fakat, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, nefret söylemi ve Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşı Kıbrıslı Türklerin haklarının ihlal edilmesini işgal olgusuyla izah etmek kimseye inandırıcı gelmiyor. Hele, söz konusu devletin resmi dillerinden biri olan Türkçe konusunda sergilenen ayırımcılığın işgal ile ne ilgisi olabilir?
Dil Ayırımcılığı En Kötüsü!
BM raporunda Kıbrıslı Türklerin dil konusunda ciddi ayırımcılıkla karşı karşıya kaldıkları ifade ediliyor. Kanımca, bu fevkalade önemli bir meseledir. Raporda da belirtildiği gibi, Türkçenin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dili olmasına karşın eğitim sisteminde ve kamu hizmetlerinde bu dile yer verilmiyor. Bu durum Kıbrıslı Türklerin yaşamın bütün alanlarında ayırımcılığa uğramalarına yol açıyor. Örneğin, sınavların sadece Yunanca yapılması Kıbrıslı Türklerin çalışma yaşamına katılması önünde ciddi bir engeldir.






