Fransa'nın mali disiplinsizlik, siyasi kriz ve sokak eylemlerinin eş zamanlı derinleştiği tarihi bir dönemden geçmesi, İspanya'daki erken seçim kararı ve İtalya'nın borç kırılganlığı, küresel piyasalarda 2012'deki euro Bölgesi borç krizinin dinamiklerini yeniden tetikledi.
Küresel tahvil piyasasındaki dalgalanmalar, Orta Doğu'daki gerilimlerin beslediği yüksek enerji maliyetleri ve yapışkan enflasyon, euro üzerindeki değer kaybı baskısını sadece günlük değil, orta vadeli bir trende dönüştürdü.
Ocak ayında test ettiği 1,21 seviyesindeki zirvesinden bu yana kademeli bir düşüş trendinde olan euro/dolar paritesi, söz konusu gelişmelerin etkisiyle 1,11 seviyesine kadar geriledi.
Böylece Mayıs 2025'ten beri en düşük seviyesini gören euronun yıl genelindeki toplam kaybı yaklaşık yüzde 5 oldu. Geçen aylarda tahvil piyasalarındaki dalgalanmalardan büyük ölçüde etkilenmeyen euronun artık bu endişelerin merkezine yerleşmesi, finans dünyasında kalıcı kırılganlık işareti olarak yorumlanıyor.
FRANSA BÜTÇE VE FAİZ BASKISIYLA KIRILIYOR
Euronun zayıflamasındaki ana etken, Euro Bölgesi'nin ikinci büyük ekonomisi olan Fransa'dan gelen endişeler oldu. Fransa'nın 10 yıllık devlet tahvili getirileri, jeopolitik risklerin küresel tahvil satışlarını tetiklemesiyle yüzde 5 sınırına dayanarak 2002'den bu yana en yüksek seviyeyi gördü.
Fransa Ulusal İstatistik Enstitüsü (INSEE) ve hükümet verilerine göre, ülkenin genel kamu açığı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 5,8'e ulaşarak AB'nin yüzde 3'lük tavan sınırını aştı. 1974 yılından bu yana bütçe fazlası veremeyen ülkede nominal büyüme oranlarının borçlanma faizlerinin altında kalması, ekonomiyi yapısal bir borç tuzağına sürükledi.
Fransa'nın toplam nominal borç stoku 3 trilyon 596 milyar euro ile tarihi zirveye ulaşarak GSYH'nin yüzde 119'una tekabül ediyor. Bu borç yükü Maastricht kriteri olan yüzde 60 sınırının üzerinde bulunurken, Fransa ile Almanya'nın borçlanma maliyetleri arasındaki makas, 2012'deki büyük borç krizinden bu yana en geniş seviyesine ulaştı.
Euro Bölgesi'ndeki güvensizlik ortamı yalnızca Fransa ile sınırlı kalmadı. İspanya'da konut piyasası politikaları üzerinden tırmanan kriz, Başbakan Pedro Sanchez'in kasım ayı için erken parlamento seçimi kararı almasıyla siyasi riskleri AB'nin dördüncü büyük ekonomisine taşıdı.
Küresel piyasalarda yaşanan tezat bir durum da euroyu baskı altında tutuyor. ABD, 40 trilyon doları aşan tarihi borç yüküne ve yaklaşan seçimler nedeniyle harcama disiplini gösterememesine rağmen küresel bir cezalandırmayla karşılaşmıyor. Aksine, Orta Doğu merkezli jeopolitik riskler tırmandıkça küresel sermaye, doları en güvenli liman olarak kodlamaya devam ediyor.
Analistler, euro/dolar paritesindeki hareketin sadece doların gücüyle ilgili olmadığını, doğrudan Fransa'daki durumun oluşturduğu euro zayıflığından kaynaklandığını belirtiyor. euro Bölgesi'nde ortak bir para birimi olmasına rağmen ulusal finans piyasalarındaki parçalanmış yapının, bölgeyi bu tür şoklara karşı savunmasız bıraktığı ifade ediliyor.
AVRUPA MERKEZ BANKASI ÜZERİNDE FAİZ BASKISI ARTIYOR






