Hangi parti olursa olsun!
-*-*-
Cumartesi akşamı, TAM Parti’den bir arkadaş aradı, “abi yarın genel başkanımız Serdar Denktaş basın toplantısı düzenleyecek, bekleriz” dedi…
-*-*-
“Yarın Pazar” dedim!
-*-*-
“Biliyorum abi ama acil bir durum hasıl oldu, genel başkan bunu basınla paylaşmak istiyor” diye ekledi!
-*-*-
Dedim ki; “yarın gelebilmem imkansız – Pazarlarım tamamen rezerve - çünkü av başlıyor!”…
-*-*-
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bu işi sıkı tutuyor…
Belli!
-*-*-
TAM Parti’nin LAÇ Belediye Meclisi adaylarını “cinsiyet kotası hesaplama hatasından”; YDP’nin Lefkoşa Belediye Başkan adayını ise “dört dakika gecikmeden” dolayı “kırmızı kartla” cezalandırdılar!
-*-*-
Bir hukukçu kardeşimle konuştum; “… YSK bu işi sıkı tutuyor, UBP aday belirleme kurultayı da YSK denetiminde yapıldı, dedikodulara pek güvenmiyorum” dedi…
-*-*-
Neyse!
-*-*-
Seçim heyecanı elbette olacak!
-*-*-
Ama av heyecanı gibi değil be canım!
-*-*-
Avcılık ne tek başına bir spor ya da hobidir ne de bazılarına göre “vahşet!”
-*-*-
Avcılık, Kıbrıs’ta dil, din, ırk, etnik köken ayrımı gözetmeksizin, ortak bir yaşam tarzıdır, Türk – Rum ortak kültürüdür ve her iki toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan en güçlü ortak gelenektir!
-*-*-
Kıbrıslı Türk ve Rumların en çok mutlu olduğu veya olabildiği nokta bir yemek masasıdır bir de av!
-*-*-
Kıbrıs'ta avcılık, yalnızca tüfek alıp ovaya - dağa çıkmak değildir…
-*-*-
Önce dev gibi bir ekonomidir…
Ki siyasi partiler, bu avcılık ya da avlanma ruhsatları konusunda artık dijitalleşmeye ağırlık vermelidir…
-*-*-
Hala, av ruhsatı almak için avcıların analarından emdiği süt burunlarından gelebiliyor…
Kolaylaştırın, elbette parasını alın!
-*-*-
Kıbrıs’ta av, tarihsel, toplumsal, kültürel ve hatta insani boyutları olan belki de en güçlü gelenektir.
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak geçmişinde birlikte yer alır.
-*-*-
İki toplumun farklı dilleri, dinleri ve siyasi hikâyeleri vardır, olabilir de ama avcılıkta; avcıların doğayla kurdukları ilişkide, özellikle kırsal yaşam kültüründe kesişen noktalar çok fazladır.
-*-*-
Şunu söyleyeyim; mesela Holguin, elbette sivil toplum örgütlerinin Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı koyması için çeşitli temaslar yapmaktadır ve bu günlerde bazılarını görmekteyiz… Şu iddiadayım; Holguin devreye girsin, iki tarafın liderleri ile görüşsün, Rum – Türk birlikte ava gidelim; yemin ederim ki iki hafta sonra aramızdaki dostluk seviyesi zirve yapacak!
-*-*-
Tera’da ava gittiğimi düşünemiyorum!
-*-*-
Neden mi?
-*-*-
Çünkü belki de yürümeye başladığım andan beridir, dedem ve dayımı hep “avcılıkla” hatırlarım!
-*-*-
1974 öncesinden en çok hatırladığım şey, Teralı dedemin ava olan tutkusudur!
-*-*-
Ve dedemin avlandığı Baf’ın Tera köyü ve civarında avlanmak eminim, benim gibi, Karpaz’da dedelerinin avlandığı yerlerde avlanmak isteyen çok sayıda Rum kardeşimi de aşırı mutlu edecektir…
-*-*-
Avcılık, Kıbrıs'ta toplumlar arası kültürel ortaklıkların çok önemli ve belki de en etkili bir parçası olarak değerlendirilmelidir…
-*-*-
Haaa avcılık, Kıbrıs’ta antik çağda bile vardı…
-*-*-
Çeşitli kaynaklara göre, beslenme ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra korunma, spor ve eğlence amacıyla da yapılıyordu. Arkeolojik bulgular bu geleneğin çok eski olduğunu gösteriyor.
-*-*-
Lüzinyan ve Venedik dönemlerinde yani 1192 - 1570 yıllarını inceleyen tarihçi Nicholas Coureas, avcılığın farklı etnik, dinî ve toplumsal kesimler arasında yaygın olduğunu ortaya koydu…
-*-*-
Coureas’ın saptamalarına göre, şahinle avcılık ve av köpekleriyle tavşan, keklik avı dönemin uygulamaları arasındaydı.
-*-*-
Coureas da araştırmasında, avcılığın, Kıbrıs'ın farklı dinî ve etnik topluluklarını birbirinden ayıran değil, tarih boyunca ortaklaştıran kültürel faaliyetlerden biri olduğunu belirtmektedir…
-*-*-
Avcılık ben ve benim gibiler için, belki sadece av günü yapılan beş – on kilometrelik yürüyüş ve akabinde kurulan alkollü sofrasıdır…
-*-*-
Ancak avcılık, en başta, yukarıda da belirttiğim gibi, dev gibi bir ekonomidir…
-*-*-
Av köpeklerinin yetiştirilmesi, eğitilmesi çabasıdır…
-*-*-
Doğayı, araziyi, bitki örtüsünü ve hayvanların davranışlarını tanımak ve hepsinden önemlisi sevmektir…
Avcı, gerçek avcı, doğa aşığıdır…
-*-*-
Sabahın karanlığında doğa ile baş başasınız…
Arkadaşlık duygusu zirvede; “üstüne beeee üstüne!”
Dayanışma…
Deneyim aktarımı…
Arkadaş bağlılığı, aile sevgisi…
Aileden gelen bir alışkanlığı sürdürme tutkusunun verdiği huzur…
Ve tüm bunların oluşturduğu, enfes bir yaşam kültürü.
-*-*-
Elbette “avcılık”; doğanın sınırsız tüketilmesini savunmak anlamına gelmemektedir ki buna da vurgu yapmak şart…
-*-*-
Tekrar ediyorum, “Madam Holguin, avcılık, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumlarının ortak kültürel hafızasını konuşmak için ilginç bir başlangıç noktası olabilir…”
-*-*-
Ve dün sabah…
Gönyeli’de sabah dörtte kalktım…
Lefkoşa – Kermiya bölgesinden, çok sevdiğim bir arkadaşımı aldım…
Sadece ikimiz…
-*-*-
Göçmenköy’de fırından sımsıcak hellimli – zeytinli bullamızı aldık…
Yolda birer parça yedik…
-*-*-
Sohbetimizi yaptık…
-*-*-
Elye – Angolem arasında bir yere gittik…
-*-*-
Güneşin doğuşunu izledik…
-*-*-
Üç beş fişek attık; vuramadık…
-*-*-
Doğa enfes…
Hava mükemmel…
Kardeşlik, sohbet, yeme – içme cabası…
Telefonlar akşama kadar susmadı, herkes hikayesini anlattı…
Genelde, “eskisi gibi değil, keklik az” dendi ama olsun!

Bu yazı toplam 93 defa okunmuştur.