Lefkoşa 33°USD48,79EUR56,11GBP65,43GRAM ALTIN6.865,89 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

AB Nezdinde Türkçe Dili İçin Harekete Geçmenin Tam Zamanıdır!

AB nezdinden neden şimdi Türkçe dili için harekete geçme zamanı olduğuna değinmeden önce, konunun arka planını özetleyelim.Kıbrıs Cumhuriyeti...

6 dakika okumaHaber: Niyazi Kızılyürek
Paylaş
AB Nezdinde Türkçe Dili İçin Harekete Geçmenin Tam Zamanıdır!

Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olurken iki resmi dilinden biri olan Türkçe’nin nasıl ve neden dışarıda bırakıldığı ayrıntılı olarak pek bilinmiyor. Kimine göre bu konuda Kıbrıslı Rum yetkililer isteksiz davranmış, kimilerine göre de Avrupa Birliği yetkilileri mali nedenleri ileri sürerek “şimdilik” Türkçe dilini AB dilleri arasına katmaktan imtina etmişlerdi.

Gerçekten de bir dilin AB dilleri arasına katılması çok masraflı bir işlemdir. Mevzuatın, kararların, yasaların, direktiflerin, önerilerin, konuşmaların hepsinin o dile çevrilmesi gerekiyor. Kıbrıs üye olduğunda Yunanca Yunanistan’dan ötürü halihazırda AB dilleri arasında yer aldığı için, AB’ye ek masraf yüklemiyordu. Öyle anlaşılıyor ki, bazı AB yetkilileri “şimdilik Türkçe dili kalsın” demişler, Kıbrıslı Rum yetkililer de buna tav olmuşlardı.

Sanırım, dönemin Kıbrıs Türk liderliği bu konuya ısrarla ve inatla eğilmemiştir. Talepleri arasında daha çok Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi konular yer alıyordu.

Nedeni ne olursa olsun, bu karar Kıbrıslı Türklere karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bunun da ötesinde, çözüm arayışları açısından son derece hatalı bir karar olmuştur.  Ayrıca, iki toplumun kaynaşmasını ve Kıbrıslı Türklerin AB ile yakınlaşmasını desteklediğini söyleyen AB yetkililerinin küçük hesaplar uğruna ne kadar dar görüşlü olabileceklerinin de bir göstergesidir. 

“Dil Adaletsizliğine Son Verin!”

2019 yılında Avrupa Parlamentosu Üyesi seçildikten sonra beş yıl boyunca Türkçe dilinin AB dilleri arasında yer alması için uğraştım. AB Konseyi ve Komisyon’u nezdinde girişimlerde bulundum, mektuplar yazdım ve sorunu Avrupa Parlamentosu’nun çeşitli oturumlarında dile getirdim.

2023 yılında cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Nikos Hristodulidis adet olduğu üzere Strasburg’da Genel Kurula hitaben yaptığı konuşmadan sonra söz alarak, Türkçe dilinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden biri olduğunu hatırlattım ve “Dil Adaletsizliğine” son vermesini istedim: “Sayın Cumhurbaşkanı, size anadiliniz olan Yunancada hitap ediyorum, çünkü benim anadilim Türkçe Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dili olmasına karşın AB dilleri arasında yer almıyor. Sizi, Kıbrıslı Türkleri mağdur eden bu Dil Adaletsizliğini sonlandırmaya davet ediyorum.”

Benim girişimlerim karşısında savunmaya geçen Kıbrıslı Rum yetkililer, özellikle dönemin dışişleri bakanı ve şimdiki cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2016 yılında AB’ye mektup yazarak Türkçe dilini gündeme getirdiğini ama Avrupa Birliği’nin bunu kabul etmediğini söylemeye başladı.

Bu düpedüz yalandı!

Dönemin cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis gerçekten de 2016 yılında AB Konsey’inin dönem başkanına bir mektup yazmıştı ama Türkçe’nin AB dilleri arasına katılması için değil! Çözüm olma durumunda Türkçenin de AB dili olacağını için “hazırlıkların başlatılmasını” istiyordu.

Bu, düpedüz kamuoyunu aldatmaktı. Çözümle beraber Türkçe zaten kendiliğinde AB dili olacaktı. Nitekim, AB yetkilileri ile yaptığım temaslarda, “hazırlıkların başlatılmasının” ne anlama geldiğini anlamakta güçlük çektiklerini, bunun boş gösteren bir söylem olduğunu söylüyorlardı.

Gerçekten de öyleydi. Anastasiadis ve dönemin dışişleri bakanı Hristodulidis göz boyaması yapıyorlardı.

Kıbrıs Cumhuriyeti ile AB arasındaki yazışmaları kamuoyuyla paylaştığım zaman, her şey gün gibi açığa çıktı. Anastasiadis böyle bir talepte bulunmamıştı. Nitekim, geçen Pazar Kathimerini gazetesi, benim seçilir seçilmez 2019 yılında Komisyon’a baş vurduğumu ve Komisyon’un bana verdiği yanıtta Türkçe için kimsenin Komisyon’a başvurmadığını yazdı.

Ben, bütün bunlara rağmen bu konuda çalışmalarımı sürdürmeye devam ettim.

Anastasiadis ile Matrak Bir Görüşme

2002 yılının sonunda cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’i ziyaret etmeye ve Türkçe dili konusunu bir kez daha gündemine getirmeye karar verdim. 2023 yılının başında cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktı ve kendisi aday değildi. Gider ayak belki bir şeyler yapmayı kabul eder umuduyla kapısına dayandım ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğini söyledim. O vakte kadar edindiğim tecrübeler bana şunu göstermişti ki, Türkçe’nin AB dilleri arasında yer alabilmesi için AB üyesi bir devletin konuyu Komisyon’un gündemine getirmesi gerekiyordu. Anastasiadis’e bunu söyledim ve Komisyon nezdinde hamle yapmasını istedim. Yanıtı ilginç ve matraktı. Önümüzdeki aylarda cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu, kendisi aday olmasa da böyle bir girişimin olumsuz karşılanacağını ve kendisine yakın adaylara –formel olarak DİSİ başkanı Averof’u ama esas itibarıyla gönlündeki aday olan Hristodulidis’i kast ediyordu- zarar vereceğini söyledi. Bunun üzerine, kendisine yakın olan başka bir üye ülkenin hükümet başkanının konuyu Komisyon’un gündemine taşıyabileceğini belirttim.

“Bak, bu olur” dedi ve “Manoli ile konuşacağını söyledi.

“Manoli kim? Ben böyle bir hükümet başkanı tanımıyorum” dediğimde, Emmanuel Macron’u kast ettiğini ve ona “Manoli” olarak hitap ettiğini söyledi.

Tabii ki, Anastasiadis “Manoli’ye” tek kelime bile etmedi...      

Tepkiler ve Tepkisizlikler

Benim Türkçe dili konusunda ortaya koyduğum çabalar Kıbrıslı Rumlar arasında kuşku ve tepkiyle karşılanıyordu. Bana oy verenler arasında bir daha oy vermeyeceğini söyleyenler vardı. Hatta, “Yiasu” demekten vazgeçenler, merhabayı kesenler bile olmuştu.

Fakat, beni en çok üzen, Kıbrıslı Türk siyasi partilerin, kurumların, şahsiyetlerin tepkisizliği oldu. Onca çabaya karşın hiçbir destek açıklaması gelmedi. Aslına, aynı tepkisizlik diğer konularda da vardı. Karma evliliklerden doğan çocukların Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı, (Bu arada belirtmiş olayım. “AB yurttaşlığı” değil, çünkü böyle bir yurttaşlık yoktur. AB’ye üye devletlerin vatandaşlığı Avrupa Birliği vatandaşlığı sayılmaktadır) Hellim konusu, Yeşil Hat Tüzüğü vs. 

Belli ki, birileri benim Avrupa Parlamentosu Üyesi olarak muhatap alınmamı istemiyordu ve bu gizli-açık direktife boyun eğiliyordu. Oysa, Türkçe dili Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı açısından da son derece önemliydi. Buna rağmen tam bir tepkisizlik ve sessizlik hüküm sürüyordu.  

Şimdi Önemli Bir Fırsat Var!

Gelelim neden şimdi Türkçe dilini gündeme getirmenin zamanı olduğuna.

Ben bu yazıyı kimseye sitem etmek için kaleme almadım. Her zaman hakkaniyet için zor koşullarda mücadele etmeye alışkın biri olarak, bu türden sitem ve şikayetler bana uzaktır.

Konuyu yeniden gündeme getirmemin nedeni, önümüzde bir fırsat penceresinin açılmış olmasındandır ve bu fırsatın değerlendirilmesini umuyor olduğumdandır.

İspanya başbakanı Pedro Sanchez bir süreden beri AB’nin dil politikasını gözden geçirmesini ve ülkesinde İspanyolca dışında konuşulan Baskça, Katalanca, Galiçya’ca dillerinin AB’nin resmi dilleri arasına katılması için yoğun çaba sarf etmektedir.

O kadar ki, Sanchez AB’yi, genişleme politikasını engellemekle tehdit etmektedir. “Bu iş çok pahalıya mal olur” diyenlere karşı sağlam argümanlarla yanıt veren Sanchez, bu dillerin AB dili olmasından kaynaklanacak bütün masrafları İspanya devletinin karşılayacağını söylemektedir.

Kıbrıs Rum Yetkililer Tedirgin

Bu konuyu dikkatle takip edenler arasında Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri de vardır. Söz konusu yetkililer Sanchez’in talebine doğrudan karşı çıkmıyorlar, çıkamıyorlar ama İspanya başbakanının istediği olursa, bunun EMSAL oluşturmasından korkuyorlar. Nitekim, AB içinde yapılan tartışmalarda bazı ön şartlar ileri sürüyorlar ve AB kurumlarını bağlamaya çalışıyorlar.

Ön şartlardan biri, masrafları İspanya devletinin karşılamasıdır. Diğeri ise, Sanchez’in girişiminin emsal oluşturmamasıdır. Böyle bir ön şartı ileri sürmenin arakasında Türkçe dilinin resmi dil olma korkusu olduğu açıktır.

Fakat, Pedro Sanchez yürüdüğü yolda başarılı olursa, bunun EMSAL olmasını engelleyecek hiçbir hukuki engel yoktur.

Tufan Erhürman Harekete Geçmeli

Tufan Erhürman, bu konuda yıllardan beri devam eden sessizliği bozarak harekete geçmelidir. Hazır, AB’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi atadığı ve Kıbrıs Sorununun çözümüne yardımcı olmak istediğini söylediği bu dönemde Türkçe dilinin gündeme getirilmesinin sayısız yararları vardır.

Söz konusu olan, sadece geçmişte yapılan bir adaletsizliği düzeltmek değildir. Kıbrıslı Türklerin AB ile yakınlaşması ve AB kurumlarında çalışabilmesi için Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesi elzemdir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki dilli bir devlet olduğunun vurgulanması ve bu gerçekliğin AB tarafından kabul edilmesi, Kıbrıs Rum toplumundaki mental blokajı kırmak bakımından da önemlidir . Böyle bir gelime, Türkçenin adada yaygın olarak kullanılmasının önünü açacaktır.

Avrupa Birliği elbette olayın mali boyutuna dikkat çekmek isteyecektir. Fakat, bu konuda da Sanchez örneği işe yarayabilir. Sanchez’in girişiminin emsal oluşturmaması için Ali Cengiz oyunlarına baş vuran Kıbrıslı Rum yetkililer, Türkçe’nin AB dili olması durumunda masrafları kendileri karşılamaya zorlanmalıdırlar. Sanchez için istedikleri Kıbrıs Cumhuriyeti için de geçerli olabilir.

Tufan Erhürman bir süreden beri AB ile de “güven tazelemek” gerektiğini söylüyor. Öte yandan, BM Genel Sekreteri’nin talebi üzerine Kıbrıs Rum tarafı ile güven artırıcı önlemler konusunda görüşmeler yapmaktadır. Sanırım, her iki mecrada da Türkçe konusu gündem maddesi haline getirilebilir.

Umarım, daha fazla zaman kaybetmeden bu konuda harekete geçilir.

Bu yazı toplam 348 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler