Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olurken iki resmi dilinden biri olan Türkçe’nin nasıl ve neden dışarıda bırakıldığı ayrıntılı olarak pek bilinmiyor. Kimine göre bu konuda Kıbrıslı Rum yetkililer isteksiz davranmış, kimilerine göre de Avrupa Birliği yetkilileri mali nedenleri ileri sürerek “şimdilik” Türkçe dilini AB dilleri arasına katmaktan imtina etmişlerdi.
Gerçekten de bir dilin AB dilleri arasına katılması çok masraflı bir işlemdir. Mevzuatın, kararların, yasaların, direktiflerin, önerilerin, konuşmaların hepsinin o dile çevrilmesi gerekiyor. Kıbrıs üye olduğunda Yunanca Yunanistan’dan ötürü halihazırda AB dilleri arasında yer aldığı için, AB’ye ek masraf yüklemiyordu. Öyle anlaşılıyor ki, bazı AB yetkilileri “şimdilik Türkçe dili kalsın” demişler, Kıbrıslı Rum yetkililer de buna tav olmuşlardı.
Sanırım, dönemin Kıbrıs Türk liderliği bu konuya ısrarla ve inatla eğilmemiştir. Talepleri arasında daha çok Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi konular yer alıyordu.
Nedeni ne olursa olsun, bu karar Kıbrıslı Türklere karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bunun da ötesinde, çözüm arayışları açısından son derece hatalı bir karar olmuştur. Ayrıca, iki toplumun kaynaşmasını ve Kıbrıslı Türklerin AB ile yakınlaşmasını desteklediğini söyleyen AB yetkililerinin küçük hesaplar uğruna ne kadar dar görüşlü olabileceklerinin de bir göstergesidir.
“Dil Adaletsizliğine Son Verin!”
2019 yılında Avrupa Parlamentosu Üyesi seçildikten sonra beş yıl boyunca Türkçe dilinin AB dilleri arasında yer alması için uğraştım. AB Konseyi ve Komisyon’u nezdinde girişimlerde bulundum, mektuplar yazdım ve sorunu Avrupa Parlamentosu’nun çeşitli oturumlarında dile getirdim.
2023 yılında cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Nikos Hristodulidis adet olduğu üzere Strasburg’da Genel Kurula hitaben yaptığı konuşmadan sonra söz alarak, Türkçe dilinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden biri olduğunu hatırlattım ve “Dil Adaletsizliğine” son vermesini istedim: “Sayın Cumhurbaşkanı, size anadiliniz olan Yunancada hitap ediyorum, çünkü benim anadilim Türkçe Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dili olmasına karşın AB dilleri arasında yer almıyor. Sizi, Kıbrıslı Türkleri mağdur eden bu Dil Adaletsizliğini sonlandırmaya davet ediyorum.”
Benim girişimlerim karşısında savunmaya geçen Kıbrıslı Rum yetkililer, özellikle dönemin dışişleri bakanı ve şimdiki cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2016 yılında AB’ye mektup yazarak Türkçe dilini gündeme getirdiğini ama Avrupa Birliği’nin bunu kabul etmediğini söylemeye başladı.
Bu düpedüz yalandı!
Dönemin cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis gerçekten de 2016 yılında AB Konsey’inin dönem başkanına bir mektup yazmıştı ama Türkçe’nin AB dilleri arasına katılması için değil! Çözüm olma durumunda Türkçenin de AB dili olacağını için “hazırlıkların başlatılmasını” istiyordu.
Bu, düpedüz kamuoyunu aldatmaktı. Çözümle beraber Türkçe zaten kendiliğinde AB dili olacaktı. Nitekim, AB yetkilileri ile yaptığım temaslarda, “hazırlıkların başlatılmasının” ne anlama geldiğini anlamakta güçlük çektiklerini, bunun boş gösteren bir söylem olduğunu söylüyorlardı.
Gerçekten de öyleydi. Anastasiadis ve dönemin dışişleri bakanı Hristodulidis göz boyaması yapıyorlardı.
Kıbrıs Cumhuriyeti ile AB arasındaki yazışmaları kamuoyuyla paylaştığım zaman, her şey gün gibi açığa çıktı. Anastasiadis böyle bir talepte bulunmamıştı. Nitekim, geçen Pazar Kathimerini gazetesi, benim seçilir seçilmez 2019 yılında Komisyon’a baş vurduğumu ve Komisyon’un bana verdiği yanıtta Türkçe için kimsenin Komisyon’a başvurmadığını yazdı.
Ben, bütün bunlara rağmen bu konuda çalışmalarımı sürdürmeye devam ettim.
Anastasiadis ile Matrak Bir Görüşme
2002 yılının sonunda cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’i ziyaret etmeye ve Türkçe dili konusunu bir kez daha gündemine getirmeye karar verdim. 2023 yılının başında cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktı ve kendisi aday değildi. Gider ayak belki bir şeyler yapmayı kabul eder umuduyla kapısına dayandım ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğini söyledim. O vakte kadar edindiğim tecrübeler bana şunu göstermişti ki, Türkçe’nin AB dilleri arasında yer alabilmesi için AB üyesi bir devletin konuyu Komisyon’un gündemine getirmesi gerekiyordu. Anastasiadis’e bunu söyledim ve Komisyon nezdinde hamle yapmasını istedim. Yanıtı ilginç ve matraktı. Önümüzdeki aylarda cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu, kendisi aday olmasa da böyle bir girişimin olumsuz karşılanacağını ve kendisine yakın adaylara –formel olarak DİSİ başkanı Averof’u ama esas itibarıyla gönlündeki aday olan Hristodulidis’i kast ediyordu- zarar vereceğini söyledi. Bunun üzerine, kendisine yakın olan başka bir üye ülkenin hükümet başkanının konuyu Komisyon’un gündemine taşıyabileceğini belirttim.
“Bak, bu olur” dedi ve “Manoli ile konuşacağını söyledi.
“Manoli kim? Ben böyle bir hükümet başkanı tanımıyorum” dediğimde, Emmanuel Macron’u kast ettiğini ve ona “Manoli” olarak hitap ettiğini söyledi.
Tabii ki, Anastasiadis “Manoli’ye” tek kelime bile etmedi...
Tepkiler ve Tepkisizlikler
Benim Türkçe dili konusunda ortaya koyduğum çabalar Kıbrıslı Rumlar arasında kuşku ve tepkiyle karşılanıyordu. Bana oy verenler arasında bir daha oy vermeyeceğini söyleyenler vardı. Hatta, “Yiasu” demekten vazgeçenler, merhabayı kesenler bile olmuştu.






