Mustafa Ahmet Raşit tarafından kurulan Arun Un Fabrikası, savaş ve yokluk dönemlerinde yalnızca un üretmedi; halka ekmek ulaştırdı, aylarca bedelsiz çalıştı, mücahitlerin ve memurların maaşlarının ödenmesine katkı koydu. Fabrika çalışanları, yakınındaki mevzilerden ateş açılması tehlikesine rağmen ışıkları kapatıp el fenerleriyle üretimi sürdürdü.
Arun’un geçmişinde toplumlar arası dayanışmanın izleri de var. 1970’te fabrikaları yanan Kıbrıslı Rum Mitsidis ailesine, diğer fabrikalardan un bulamadıkları dönemde Raşit ailesi iki yıl boyunca un verdi. Yıllar sonra geçiş noktaları açıldığında ailenin yeni kuşağı, babalarının “Kapılar açılırsa Raşit’leri bulun ve teşekkür edin” vasiyetini yerine getirmek için Arun’u ziyaret etti.
Bugün üçüncü kuşak olarak fabrikanın başında bulunan Tolga Ahmet Raşit, yaklaşık 30 yıldır aile mirasını sürdürüyor. Kek unundan pizza ve lahmacun ununa, irmikten tam buğday ununa kadar üretimini çeşitlendiren Arun, yok olmaya yüz tutan Kıbrıs’a özgü “Melunda” buğdayını da kâr amacı gütmeden yeniden üretime kazandırmaya çalışıyor.
Ortaköy’de başlayan üretim yolculuğunu Mağusa Tuzla’daki ikinci fabrikayla sürdüren Ahmet Raşit ise sektörün bugün yüksek maliyetler ve ithal ürünler karşısında ciddi dezavantaj yaşadığına dikkat çekiyor. Buğdayın dövizle alınıp ürünlerin TL ile satıldığını belirten Ahmet Raşit, hükümete buğdayda sübvansiyon uygulanması ve yerli üreticinin korunması çağrısı yapıyor.
68 yıldır üretimini sürdüren Arun’un hikâyesini tek bir çağrıyla özetliyor: “Yerli ürünlerimizi ve fabrikalarımızı yaşatalım.”
“Otuz yıldır Arun Un fabrikasının yöneticisiyim”
Arun Un Fabrikası Direktörü Tolga Ahmet Raşit, 1974 yılı Limasol doğumlu olduğunu, orta eğitim ve lise eğitimini Bayraktar Türk Maarif Koleji’nde tamamladığını söyledi. Ardından, California State University, Chico İşletme Bölümünden mezun olduğunu belirten iş insanı, Kıbrıs’a döndükten sonra şirketin yöneticisi olarak görevine başladığını ve otuz yıldır Arun’un yöneticisi olduğunu dile getirdi. Arun yöneticiliğinin yanı sıra, son dört dönemde Lefkoşa Türk Belediyesi Meclis üyesi olduğunu ifade eden Ahmet Raşit, ayrıca KKTC Fenerbahçeliler Derneği kurucularından ve son iki dönemdir de derneğin başkanı olduğunu aktardı. İş insanı ayrıca, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Parti Meclisi Üyesi olarak görev aldığını da sözlerine ekledi.
“Arun 1958 yılında dedemiz Mustafa Ahmet Raşit tarafından kuruldu”
Arun Un Fabrikası’nın kuruluş hikâyesini YENİDÜZEN’e anlatan Ahmet Raşit, “Arun 1958 yılında dedemiz Mustafa Ahmet Raşit tarafından kuruldu. Şu an Ortaköy’de bulunan fabrika binası tamamen un fabrikasına göre yapılmıştır. Dedem o yıllarda İtalya’da bulunan ‘Golfetto’ adında bir şirketle iletişime geçerek, İtalyanlardan bu fabrikanın dizaynının nasıl olması gerektiğini öğrenmiş. Fabrikanın inşası bu şekilde yapıldıktan sonra İtalyan markası olan Golfetto makineler İtalyan teknisyenlerle birlikte geldi ve fabrika 1958 yılında kurulmuş oldu” ifadelerini kullandı. Ahmet Raşit, fabrikanın kurulduğu yıllarda Kıbrıslı Rumlara ait başka bir fabrikanın olması nedeniyle, kendilerine izin verilmediğini, Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın fabrikanın avukatlığını üstlenmesiyle izni alabildiklerini sözlerine ekledi.

“Arun, önemli bir tarihi geçmişe sahip”
Ahmet Raşit, un fabrikasının açıldığı döneme dikkat çekerek, “Özellikle savaş ve yokluk döneminde Kıbrıslı Türklerin de fabrikasının olması çok önemliydi. Kıbrıs Türk halkının bu fabrikayı bu kadar çok sevmesinin sebeplerinden biri de budur. O dönemlerde yaşanan savaştan dolayı Türkiye’den buraya para yardımı gelemiyordu ve mücahitlerin, memurların maaşını fabrika ödüyordu. Halka buradan çıkan unla ekmek veriliyordu ve fabrika aylarca bedelsiz çalıştı” dedi. İş insanı ayrıca, tüm bunları halktan öğrendiğini ifade ederek, o yıllarda fabrika çalışanı ‘Aziz Dayı’ diye hitap ettiği kişi ile aralarında geçen diyaloğu şu sözlerle aktardı;
“Bir gün Aziz Dayı yanıma geldi ve gözyaşları içinde bana, Fabrikanın yüz metre ilerisinde Rumların bir mevzisi olduğunu, Arun’un binasının da Türklerin mevzisi olarak kullanıldığını söyledi. Rumların, fabrikada ışığı açık görürse ateş açacakları uyarısı almalarına rağmen, fabrikayı ışıklar kapalı, el fenerleriyle çalıştırdıklarını ve insanlara un tedarik etmek için üretime devam ettiklerini anlattı. Bu kişiler fedakârlıklarıyla bilinmeyen kahramanlardır” ifadelerini kullandı. Ahmet Raşit ayrıca, un fabrikalarının savaşlarda çok stratejik bir öneme sahip olduğunu ve Arun’un önemli bir tarihi bir geçmişi bulunduğunu sözlerine ekledi.
“Eğer kapılar açılırsa, gidin Raşit’leri bulun”
Kıbrıs’ın güneyi ve kuzeyi arasında bulunan geçiş noktalarının açıldığı yıl yaşadığı bir anısını paylaşan Ahmet Raşit, güneyde bulunan Mitsidis Un Fabrikası sahiplerinin kendisiyle görüşmek istediğini anlattı. İş insanı kendisine ziyarete gelen, Kıbrıslı Rumlarla arasında geçen konuşmayı; “Fabrika sahipleri dört yeğen yanıma geldiler, babalarının vasiyetini yerine getirmek için burada olduklarını söylediler. 1970 yılında un fabrikalarının tamamen yandığını ve babalarının tüm Rum fabrikalarını gezdiğini ve kimsenin kendilerine un vermediğini anlattılar. Onlarda babam ve amcamlardan un talep etmiş ve babamlar iki yıl boyunca onlara un vermiş. Rahmetli babaları her zaman söylermiş ‘Eğer kapılar açılırsa, gidin Raşit’leri bulun. Onlara vasiyetimdir, teşekkür edin ve onlar sayesinde biz bugünlere geldik’ diye” sözleriyle anlattı. O günden sonra çok yakın dost olduklarını ifade eden iş insanı, ürün test ve analizlerinde laboratuvarlarını senelerce kullandıklarını dile getirdi. Ahmet Raşit, Sevgül Uludağ’ın bu hikâyeyi fabrika sahiplerinden duyarak kaleme aldığını ve YENİDÜZEN’de yayınladığını da aktardı.

“1958’den bu yana halkımızın hiç güvenini sarsmadık”
Ahmet Raşit, Arun üretimlerine değinerek, özellikle kek unlarının kalitesine dikkat çekti. Arun marka kek ununun dedelerinin özel buluşu olduğunun altını çizen iş insanı, ihracat yapamamaktan duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. Ülkemize dışarıdan gelen birçok marka kek ununu test ettiğini ifade eden Ahmet Raşit, kendi kek unlarında olan formülü hiçbirinde bulamadığını söyledi. “Bizim kek unlarımız yurt dışına gitse çok başarılı olacağına inanıyorum” diyen iş insanı, ayrıca, “Bu konuda hiç mütevazi olamayacağım, Arun gerçekten çok kaliteli bir undur. 1958’den bu yana halkımızın güvenini hiç sarsmadık ve bu yüzden Arun sevilir. Özellikle ürünün kalitesini ‘daha ucuza mal ederiz’ düşüncesiyle asla düşürmedik” dedi.
“Diğer ülkelere göre çok dezavantajlıyız”
İş insanı, yurt dışından gelen unlar konusunda hükümete çağrıda bulunarak, hiçbir şekilde fon uygulanmadığını ve un fabrikalarının korunması gerektiğini vurguladı. Ayakta kalabilmelerini halka borçlu olduklarının altını çizen Ahmet Raşit, yerli unların maliyetlerinin raf fiyatlarına yansıdığını fakat kendi ellerinde olmayan bir durum olduğunu dile getirerek, “Türkiye’de un fabrikalarına ucuza mal edilsin diye yapılan sübvansiye var, buğdayı Türk Lirası (TL) ’nda tutarak yapılan yardımlar var. Ayrıca fiyat denetimleri var ve un fabrikalarına çok makul fiyata satılıyor. Fabrikaların fırınlara satacağı un fiyatı dahi belirlidir ve bütün ağ kontrol ediliyor. Fakat biz buğdayı dolar olarak alıyoruz. Burada buğdaydan başlanarak bir sübvansiye olsa, un da çok ucuz olur, ekmek de çok ucuz olur. Biz elimizden geldiğince en uygun fiyata çıkarmaya çalışıyoruz ama diğer ülkelere göre çok dezavantajlıyız” dedi.

“Kek un, pizza unu, özel lahmacun unu, burger ekmeği unu, sarı un, irmik ve tam buğday unu üretiyoruz”
Ahmet Raşit, gelişen teknolojiyle birlikte, ürün çeşitliliğini arttırdıklarını ifade etti. Önceki dönemlerde yalnızca sade un ürettiklerini belirten iş insanı, zamanla kek un, pizza unu, özel lahmacun unu, burger ekmeği unu, sarı un, irmik ve tam buğday unu üretimine başladıklarını kaydetti. İş insanı, taleplerin artması ile çeşitliliğin de arttığının altını çizerek, pizza ununun dahi kendi içerisinde çeşitlere ayrıldığını, fırına ve pişirme özelliklerine göre üretildiğini dile getirdi. Son zamanlarda özellikle tam buğday ununa yoğun talep olduğunu söyleyen Ahmet Raşit, bu unun tamamen ayrı bir tesisi olduğunu ve bütün buğdaydan üretildiğini aktardı. En sağlıklı unun tam buğday unu olduğunu da sözlerine ekleyen iş insanı, lahmacun yapımında dahi kullanılmaya başlandığını söyledi. Ahmet Raşit, yaklaşık on yıl önce bir arkadaşından Kıbrıs’a özgü ‘Melunda ve Ciberunda’ isminde yerli buğdaylar olduğunu ve bu buğdayların yüzyıllardır GDO’sunun bozulmadığını öğrendiğini dile getirdi. Arkadaşının tavsiyesi üzerine yok olmaya yüz tutmuş yerli buğdaylardan melundanın üretimine kâr amacı gütmeksizin başladıklarını söyleyen Ahmet Raşit, ayrıca “YENİDÜZEN aracılığıyla da duyurmuş olayım; Türkçe isimleri ‘Kara kılçık ve kara başak’ Kıbrıs’ta kullanılan isimleriyle ise ‘Melunda ve Ciberunda’. Melundanın en önemli özelliği glutenin çok düşük olmasıdır ve marketlerde ve fabrikamızda meraklısı gelip alıyor” dedi.

“Tuzla’ya ikinci şubemizi açtık”
Tolga Ahmet Raşit, Mağusa Tuzlada ikinci şubelerini açtıklarını ifade etti. Tuzla’daki fabrikanın tamamen son teknoloji olduğunun altını çizen iş insanı hem ekonomik hem de kalite anlamında avantaj sağladığını aktardı. Ahmet Raşit, un üretimini Tuzla’da yaptıklarını, tam buğday tesisinin ise Ortaköy’de olduğunu belirtti. İş insanı ayrıca, “Mağusa ve çevre halkına da buradan duyurmuş olayım; Tuzla’daki fabrikamızda da satışımız var. Orada bütün ürünleri alabilirler” dedi.
“Yerli üreticiyi korumaları gerekir”
Ülke ekonomisi, hayat pahalılığı ve asgari ücretin sektöre yansımalarını değerlendiren Ahmet Raşit, özellikle asgari ücretten direkt olarak etkilendiklerinin altını çizdi. İş insanı, buğdayı yurt dışından ithal ettiklerini ve dolar üzerinden satın aldıklarını, henüz ülkeye girerken nakit ödemek zorunda olduklarını aktardı. Dışarıdan ülkeye gelen ürünlere fon uygulanması taraftarı olduğunu ifade eden Ahmet Raşit, “Yerli üreticiyi korumaları gerekir” dedi. Ham maddelerin dövizle alınmasının, satışın ise TL ile yapılmasının üreticiyi olumsuz etkilediğini de söyleyen Ahmet Raşit, hükümete çözüm önerilerinde bulunarak, “Hükümet buğdayı TL ile Türkiye’den getirtebilir ve fiyat artışının önüne geçebilir. Arpada uygulanan sübvansiyeyi bizim için de uygulayabilirler, buğdayın fiyatı düşsün ki ekmeğin de fiyatı düşsün. Karşılıklı konuşarak formüller üretebiliriz. Kendim için değil, bu ülke için insanlar daha makul fiyata ekmek bulabilsin” sözlerine yer verdi.
“Yerli ürünlerimizi ve fabrikalarımızı yaşatalım”
İş insanı, röportajı noktalarken, “Öncelikle bu fabrikayı kendi fabrikaları gibi gören ve her zaman da sahip çıkan Kıbrıs Türk halkına tüm kalbimle çok teşekkür ederim. Aynı zamanda benim ricam, diğer tüm yerli ürünlere, bize gösterdikleri desteği versinler. Bence yerli ürünler sayesinde Kıbrıs Türk halkı, çocuklarımız güzel günler görecek. Fabrika deyip geçmemek lazım, bir fabrikanın halka ve topluma çok büyük faydası olur. Yerli ürünlerimizi ve fabrikalarımızı yaşatalım. Halkımıza tavsiyem, yerli ürünlere destek versinler” ifadelerini kullandı.